Son zamanların tartışmasız en iyi platformlarından biri olan Netflix, Amerika dışında da yeni işler yapmaya devam ediyor. İşte o coğrafyalardan biri olan Almanya’da geçen hikayesiyle bizi izlerken içine çeken bir diziyle buluşturdu.‘’Who am I’’ ve ‘’Das letze Schweigen’’ filmlerinden tanıdığımız Baran bo Odar ile Jante Friese‘nin yaratıcılığını üstlendiği, çekimleri Berlin’de gerçekleşen Dark, adıyla aynı temalı karanlık, kasvetli ve bir o kadar da karmaşık havasıyla karşılıyor izleyicilerini

Geçtiğimiz yıl Oscar yarışında izlediğimiz filmlerden biri olan Danimarka yapımı “Land of Mine” filmiyle tanıdığımız 20 yaşındaki Louis Hofmann‘ı başrolde gördüğümüz Dark, bizi 2019 ile 1986 arasında gizemli bir yolculuğa çıkarıyor.
‘’Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece bir yanılsamadan ibarettir; ne kadar kalıcı olsa da” – Albert Einstein
Einstein’ın yukardaki sözüyle başlayan Dark bize konuyla ilgili bir ipucu vermekten çekinmiyor.

Hikaye ilk olarak 21 Haziran 2019’da, bir adamın mektup yazarak kendini astığı orman içinde saklanmış bir kulubede başlıyor. Sonrasında ise 4 Kasım 2019’a gidiyoruz ve gözlerimiz kaybolan bir çocuğun Winden Caves adındaki tüm kasabaya yayılmış olan kayıp ilanına kayıyor.

Hikayenin geçtiği Winden adındaki bu kasaba başta küçük sakin bi yer olarak görünse de içine girdikçe öğrendiklerimiz hiçbir şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını gösteriyor. Bu yönüyle konu olarak çok farklı olsa da aynı kasvetli, karanlık ve gizem dolu havası ve kasabasıyla bana efsanevi dizi “Twin Peaks”i hatırlattı.
İşleniş tarzı ilk üç bölümde kopuk gibi gözüken farklı karakterlerden kesitler göstererek ilerlese de merakınızı sonuna kadar uyandırmayı başarıyor. Hemen hemen herkesin kafasında beliren ‘’Stranger Things‘’ ile olan benzerlikler dizinin ilk bölümlerinde ortaya çıksa da devam ettikçe iki dizinin birbirinden çok keskin çizgilerle ayrıldığı açıkça fark ediliyor. Radyoaktif bölgeler, orman içindeki mağaralar, kaybolan çocuklar, bilinmeyen cesetler, geçmiş, gelecek ve zaman döngüsü içinde geçen bu dizi bilimden metafiziğe, mitolojiden edebiyata içinde bir çok fikir barındırıyor. Bu sebeple izlerken kendinizi bi yandan olayları anlamaya çalışırken bi yandan da bitmek bilmeyen sorularla savaşırken buluyorsunuz.

Aklımızı başımızdan alan konusu, oyunculukların yalınlığı ve gerçekçiliği, kullanılan ışık ve renk uyumu, Ben Frost, Sinfonietta Cracovia, Lewis Morison, Fever Ray, Dan Deacon, Apparat, Agnes Obel, Tears for Fears, Nena gibi isimlerin yer aldığı başarılı soundtrack albümü ile Dark’a kesinlikle bir şans vermemiz gerekiyor. İyi seyirler dilerim…