29 Eylül-8 Ekim tarihleri arasında 16.sı düzenlenen sonbaharın en güzel festivallerinden biri Filmekimi, 2002’den bu yana her yıl İstanbul Sanat Vakfı tarafından gerçekleştirilmeye devam ediyor.

2011 yılından itibaren İstanbul dışında da gösterimlere devam eden Filmekimi bu yıl 6-8 Ekim’de Edirne, 13-15 Ekim’de Eskişehir, 13-17 Ekim’de Ankara, 20-22 Ekim’de Diyarbakır, 20-24 Ekim’de İzmir,27-29 Ekim’de Bodrum’da olmak üzere 7 farklı şehirde izleyicilerle buluştu. Her yıl olduğu gibi bu yıl da uluslararası festivallerde dikkatleri üzerine çeken ve bol ödüllü filmlerin yer aldığı festivalde 50+1 sürpriz film gösterime girdi. Bu filmler arasında en çok merak  uyandıranlardan bazıları şöyle;

Mother

Dünya prömiyerini Eylül’de Altın Aslan için yarıştığı Venedik Film Festivali’nde yapan anne! daha ilk gösteriminde hem eleştirmenleri hem sinemaseverleri ikiye böldü, hem yuhalamalar hem alkışlarla karşılandı. Filmde Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı, kocasıyla sakin bir hayat sürdüren bir kadının huzuru, yanlarına yerleşen bir çiftin gelişiyle bozuluyor. Film ekibinin “cesur, benzersiz, eklektik”, eleştirmenlerin “müthiş, ürkütücü, muhteşem” diye tanımladığı, anne!, Darren Aronofksy’nin bugüne kadar yönettiği en şaşırtıcı, en sürprizli film. Black Swan / Siyah Kuğu ile psikolojik gerilim türünde ustalığını kanıtlayan Aronofksy, anne! ile gerilim türüne yeni bir klasik kazandıracak gibi görünüyor. Filmin müzikleri ise 2012 Salon İKSV’de konser veren Jóhann Jóhannsson’a emanet.

The Killing Of A Sacred Deer  2017 Cannes En İyi Senaryo

Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un The Lobster’dan sonra İngilizce çektiği ikinci filmi, izleyicisini her zamanki gibi tekinsiz, oyunbaz ve özenle tasarlanmış yeni bir lanetli Lanthimos evrenine davet ediyor. Kutsal Geyiğin Ölümü başarılı bir cerrah ve babasının boşluğunu onunla doldurmaya çabalayan bir ergen etrafında dönüyor. Tuhaf ikili, aileleriyle tanıştığında işler daha da tuhaflaşıyor ve muzip bir tür Alacakaranlık Kuşağı hikâyesi ortaya çıkıyor. Lanthimos bedensel şiddetten doğan mizahı da her daim olduğu gibi filmine tatminkar miktarda eklemeye devam ediyor. Aileye, suçluluk duygusuna ve sınıfa dair, etkisinden kurtulması çok zor bir soğuk duş bu film.

Submergence

Büyük Alman sinemacı Wim Wenders’in merakla beklenen son filmi, Somali’de kum çöllerinden Normandiya kumsallarına, derin denizin nefes kesen görüntüleri ile müthiş kadrosundan aldığı güçle çarpıcı bir seyirlik sunuyor. San Sebastian Film Festivali’nin açılış filmi olan Derin Sular, Normandiya’da birbirine âşık olup tehlikeli görevler peşinde ülkeden ülkeye seyahat etmek zorunda kalan, ancak kader ve şartlar yüzünden bir türlü kavuşamayan bir hidrolik mühendisiyle bir biyo-matematikçinin romantik hikâyesini anlatıyor. Film, savaş muhabiri J.M. Ledgard’ın romanından beyazperdeye uyarlandı.

Thelma

Norveç’in en önemli sinemacılarından Joachim Trier bu kez gerçeklikten bir nebze uzaklaşıyor ve âşık olunca doğaüstü güçlere kavuşan bir genç kızın hikâyesini beyazperdeye aktarıyor. 1980’lerin Japon animeleri, Stephen King romanları ve synthesizer müziklerinden ilham alan filme adını veren Thelma, kasabadaki hayatını ve dindar ailesini geride bırakarak Oslo’ya, üniversitede biyoloji okumaya giden çekingen bir kızdır. Burada, güzel sınıf arkadaşı Anja’ya âşık olur, ancak bu durum Thelma’ya fazla ağır gelir. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale kazanan Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos filmleriyle tanıdığımız Joachim Trier’in özel efektlerden destek alan ve Norveç’in oscar adayı seçilen filmi Thelma, uluslararası prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı.

Jupiter’s Moon

Köpeklerin isyanını nefes kesici Beyaz Tanrı’da sinemaya aktaran Macar yönetmen Kornél Mundruczó, göçmen hikâyelerine yeni bir çerçeve kazandırdığı cesur filmi Jüpiter’in Uydusu ile karşımızda. Ormanda ırkçı polislerden kaçarken vurulan, ancak ölmeyip süper güçler kazanan bir göçmenin ahlaksız bir doktorla birlikte atıldıkları maceraları anlatan bu film, daha önce benzerini hiç izlemediğiniz bir süper kahraman hikâyesi… Dahası, Mundruczó deli işi öyküsünün hemen paraleline deli işi bir anlatıyı da yerleştirerek hem Hollywood’a göz kırpıyor hem de izleyenlerin bütün duyularını kaşıyor. Jüpiter’in Uydusu, bu yıl izleyeceğiniz en sürprizli filmlerden biri şüphesiz.

120 Battements Par  Minute 

2017 San Sebastian Sebastiane Ödülü, 2017 Cannes Büyük Ödül, Kuir Palmiye, FIPRESCI, François Chalais Ödülü

Bir zamanlar bizzat Act-Up Paris’te görev almış olan yönetmen Robin Campillo, Cannes’da izleyiciler kadar eleştirmenlerden de övgü alan yeni filminde, 1990’ların başında AIDS’e karşı farkındalık yaratmaya çabalayan bu aktivist örgütün hikâyesini anlatıyor. Doğulu Çocuklar filmini festivalde izlediğimiz Campillo’nun bu filmi anlatısal olarak çok keskin manevralara sahip, sürprizlerle dolu bir dram. Cannes ana yarışma jürisinin başındaki Pedro Almodovar’ın en çok etkilendiği ve hatta basın toplantısı sırasında gözyaşlarını tutamadığı Kalp Atışı Dakikada 120, duygusal yoğunluğu oldukça yüksek, yaralayıcı ve zihinlere kazanan sinemasal anlar yaratıyor. Kalp Atışı Dakikada 120, Fransa’nın Oscar adayı olarak seçildi.

The Shape Of Water 2017 Venedik Altın Aslan En İyi Film

Farklı evrenlerden çılgın yaratıklarla dolu, yüreğimizi dağlayan masallarla beyazperdeyi dolduran usta öykücü Guillermo del Toro, ilk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan bir filmle geri dönüyor. Soğuk Savaş’ın en kızıştığı, 1963 yılında Amerika’da gizli bir devlet laboratuvarındayız. Burada temizlikçi olarak çalışan Elisa, laboratuvarda yürütülen çok gizli bir deneyin varlığını keşfeder ve suda hapsedilen insansı bir yaratığı acımasız deneyden kurtarmaya karar verir. Şiirselliğini ve duygu yoğunluğunu hiç kaybetmeyen The Shape of Water, Guillermo del Toro’nun sempatik canavarlar galerisine ve görsel tasarım şaheserlerine yenilerini ekliyor.

#filmekimdebaşlar #filmekimi17