Geçmişten günümüze kültürler birbirleriyle sürekli etkileşim içerisinde olmuşlardır. Bir ulusun kültürünün bir başka ulusun kültürünü etkilemesi ve bu etki üzerinden güçlenmesi yıllar boyu süre gelmiş bir karşılamadır. Gölge oyunu da bu şekilde yayılmış ve farklılık göstererek birçok ulusta başka biçimlere evrilmiştir.
Gölge oyunu Anadolu’ya geldikten sonra tıpkı diğer toplumlardaki gibi yeni bir sanat türüne dönüştürülmüştür. Türk sanatçıların yaptıkları yenilikler ve değişiklikler, gölge oyununun Karagöz adıyla günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.

Gölge oyununun kaynağı neredeyse tüm araştırmacılara göre Uzak Doğu’dur. Fakat yayılışı konusunda değişik görüşler vardır. Bu oyun, Uzak Doğu’dan, Asya, Afrika ve Avrupa’ya doğru yayılım gösterirken her ulaştığı ülkede, o ülkenin kültürel değerleriyle, sanat anlayışıyla etkileşim içerisinde olmuş, değişimlere uğramıştır. Gölge oyunu Anadolu’ya geldikten sonra da tıpkı diğer toplumlardaki gibi yeni bir sanat türüne dönüştürülmüştür. Türk sanatçılarının yaptıkları yenilikler ve değişiklikler gölge oyununun Karagöz adıyla günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Karagöz ile ilgili ilk tarihsel belge, Topkapı Sarayı arşivinde bulunan 16. yüzyıl hayalîlerinin (gölge oyununu oynatan kişiler) adlarının yazıldığı bir belgedir. Bu belgeye dayanılarak oyunun 16. yüzyılda başladığı kabul edilir.

17. yüzyılda son şeklini alan Karagöz gölge oyununun ne zaman Osmanlı topraklarına geldiğiyle ilgili ise farklı görüşler ileri sürülmüştür. Halk arasında söylenen tüm rivayetlerin gerçek payının olduğu düşünülebilir. Rivayetler birbirinden çok farklı değildir aslında, mevcut farklar da aynı hadisenin asırlar boyu ağızdan ağıza dolaşmasıyla oluşan tahribatlar nedeniyledir. Bu rivayetler birçok kitapta çelişiyor gibi görünse de aslında birçok ortak noktaları da vardır. Örneğin Karagöz ve Hacivat’ın yaşamış karakterler olduğu ve haksız bir şekilde idam edilmeleri. Oyunun ilk oynandığı yerin birçok kaynakta Bursa olarak belirtilmesi ve ilk oynatan hayalinin Şeyh Küşteri olması gibi.

Gölge oyununun Osmanlı topraklarına gelme rivayetlerinden bazıları şu şekildedir: Yavuz Sultan Selim Mısır’ı ele geçirdikten sonra Memlük sultanı Tamanbay’ın öldürülmesiyle ilgili sahnenin gölge oyununu izler ve çok beğenir. Oynatan sanatçıları İstanbul’a davet ettiği söylenir ve gölge oyununun Osmanlı’ya bu şekilde geldiği görüşü ileri sürülmektedir.

Karagöz’ün ilk oynatılmaya başlamasıyla ilgili rivayet de şu şekildedir; Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey Bursa’ya geldiğinde önemli bir hastalık geçirir ve oğlu Orhan Bey’e adına bir büyük cami yaptırmasını vasiyet eder. Tabi bu caminin yapımı için birçok çalışana ihtiyaç duyulur ve civar ülkelere haber verilir. Gelenler içinde iki kişi vardır. Bir tanesi mimarbaşı olduğu söylenen Halil Hacı İvaz (Hacivaz) adlı Hacevat Çelebi (Hacivat), diğeri ise Kırgız Türklerinden ve arkadaşları arasında gözlerinin siyah olması nedeniyle Karagöz lakabıyla anılan bir demirci ustası. Asırlardır, seyreden herkesi güldüren ama ölümleriyle hicran yaratan iki arkadaşın hikayesi Bursa’da Orhan Camii inşaatında başlamıştır. İki arkadaşın çok nüktedar olması dolayısıyla işlerin gecikmesi, diğer taraftan da Sultan Orhan’ın adına yapılan bu caminin biran önce tamamlanmasını arzu etmesi ve sefer dönüşü cami inşaatında bir gelişme görememesi ile öfkelenerek bu işe sebep olanları cezalandırması gerektiğini söylemesi ile Karagöz’e idam kararı verilir. Karagöz karar açıklandığı zaman sol elini yumruk yaparak sakalının altına koyar ve sağ elini aşağı yukarı oynatarak ‘Aman sen de, Allah’a bir can borcum var, karara boynum kıldan ince’ der. Hacivat ise çok üzülür, yas tutar ve hacca gitmek için yola çıkar. Bugün adı ile anılan Hacivat deresi yakınlarında haydutlar tarafından öldürülür. Karagöz ve Hacivat’ı çok seven ve ölümlerine çok üzülen Şeyh Küşteri, ölümlerinin ardından zamanın padişahı Orhan beye gider ve Karagöz ve Hacivat’ı yaşatmak istediğini söyler. Başındaki sarığı çıkarır, onu gerer ve perde yapar. Çarıkları ile de Hacivat ve Karagöz’ü seslendirmeye başlar ve der ki ‘Bu perde dünyaya benzer, yanan ışık ruha benzer, elimde tuttuğum çarıklar da ademi temsil eder. Işık varsa, ruh varsa adem hayat bulur, ruh giderse ışık sönerse adem yoktur’ der ve ışığı söndürür. Denilen o ki bu sözlerden çok etkilenen padişahın da desteğiyle Karagöz ve Hacivat oyunları bu konuşmadan sonra oynatılmaya başlanmıştır.

 

Karagöz, deve derisinden yapılmış ve tasvir adı verilen her biri belli bir tipi canlandıran renkli figürler, arkadan ışık yardımıyla beyaz bir perde üzerine yansıtılması ve hareket ettirilmesi ile oynatılan bir gölge oyunudur. Karagöz ile Hacivat, gölge oyununun en önemli tipleridir. Karagöz, aslında birden çok yeteneğe sahip bir sanatçının çoğunlukla tek başına gerçekleştirdiği sanatsal bir gösterimdir. Oyun yapısı belli bir biçime oturtulmuş, Giriş, Muhavere, Oyun ve Bitiş bölümleri şeklinde kalıplaşmıştır. Giriş bölümünde oyunun kahramanlarından Hacivat’ın semai ve gazel okuyarak gelip Karagöz’ü perdeye çağırması, Karagöz’ün çeşitli bahaneler ileri sürerek gelmek istemeyişi, ardından da gelmesi ve Hacivat’la kavga etmeleri işlenir. Muhavere (söyleşi) bölümünde Karagöz ve Hacivat karşılıklı konuşarak söz ve zihin oyunlarının en güzel örneklerini sunarlar. Oyun bölümünde, oyunun asıl teması işlenir. Bu bölümde toplumun değişik kesimlerinden gelen tipler ve geldikleri toplumun müziği, edebiyatı, giyimi, dili, örf ve adetleri yansıtılır. Bitiş bölümünde ise oyun sırasında herhangi bir hata yapılmışsa özür dilenerek çengi oynatılır.

Tasvirler deri işleme sanatı kullanarak parlak, renkli şekilde işlenmiş ve bir sanat harikası yaratılmıştır. Tasvirlerin parlak ve renkli olması perdede canlı görülmelerini sağlaşmıştır. Bu gösterimi yapan kişiye hayalî ya da hayalbâz denir. Hayâlbazın en önemli yardımcısı perde gazeli, şarkı, türkü okuyan ve tef çalan yardaktır.
Karagöz oyunu doğaçlamaya dayanır. Yazılı bir metni yoktur. Ancak bazı konular sıklıkla ele alınır. Belirlenmiş bu konuların işlenişi, diyalogların kuruluşu tamamen hayalînin tercihine, hayal gücüne ve yeteneğine bırakılmıştır. Oyunda konuşmaların değişmesi baş hareketleriyle gerçekleştirilir. Güldürme esasına dayanan Karagöz, ağırlıklı olarak yanlış anlamalarla doğan bir kargaşayı yansıtır. Karagözde tef, zil ve basit bir düdük yardımıyla oyuna müzik de eşlik eder. Bu düdük zaman zaman yaratıkların korkunç seslerini çıkarmada da kullanılır. Karagöz oyununun piri Şeyh Küşteri olarak kabul edildiğinden Karagöz oyununa “Küşteri Meydanı” da denmektedir.

 

Karagöz

Saçsız başına “ışkırlak” adı verilen şapka giymektedir. Hiçbir zaman düzgün bir işi olmayan Karagöz, eğitim almamıştır. Hacivat’ın ona bulduğu geçici işlerde çalışır. İçi dışı bir, olduğu gibi görünen, tepkilerini çabuk açığa vuran bir halk adamıdır. Halkın sağduyusunu temsil etmektedir. Anadolu tipi Türk insanının tasviridir. Merttir, cesurdur bu yüzden başı sürekli beladadır. Meraklı, patavatsız ve açık saçık konuşur. Bazen hile yaparak diğerlerini kandırmaya çalışır ve karısı ile sürekli didişir.

Hacivat

Yukarıya doğru kıvrık sivri bir sakalı olan Hacivat, kurnaz, içten pazarlıklı bir tiptir. Eğitim almış olduğu bellidir ve her konuda iyi kötü bilgi sahibidir. Herkesin nabzına göre şerbet verir. Karagöze göre daha kültürlü, aklı başında ve güvenilir bir karakterdir. Arapça ve Farsça sözcükleri sıkça araya sokuşturduğu süslü bir dille konuşur. Bu nedenle Karagöz onun dediklerini çoğu zaman anlamaz ya da anlamazlıktan gelir. Oyunlardaki “gülütler” genelde bu söz oyunlarına ve yanlış anlaşılmalara dayanır.

 

 


orhan kurt

Orhan Kurt

Karagöz sanatının son büyük ustalarından Orhan Kurt, 87 yaşında vefat etti. UNESCO tarafından 2008 yılında Yaşayan İnsan Hazinesi seçilen usta sanatçı Karagöz’ün yanı sıra güzel sanatların hat ve resim dallarında da eserler verdi. Kurt ayrıca Karagöz Musikisinin günümüze aktarılmasında önemli bir rol üstlenmişti. Kendisini saygı ve minnetle anıyoruz..


 

Karagöz, Osmanlı’nın sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısını tanımamız için önemli ip uçları içerir. İmparatorluğun dil, din ve ırk zenginliğini farklı kesimlerden kahramanlar aracılığıyla yansıtır. Oyunlarda, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan ve toplumun farklı sosyal ve ekonomik katmanlarından gelen tiplerle (kabadayılar, uyuşturucu müptelaları, özürlüler vb), imparatorluk şemsiyesi altında yaşayan çeşitli milletleri temsil eden tiplemelerin (Yahudi, Rum, Arap, Türk, Kürt, Acem, Arnavut vb.) hemen hepsi yer alır. Bu tiplemeler temsil ettikleri kitlenin en temel özellikleri (kılık, kıyafet, davranış biçimleri, şarkılar, danslar, maniler vb.) ile ön plana çıkarlar ve perdede göründükleri anda bu özellikleri ile anında fark edilirler. Karagöz tiplemeleri bazı sanat tarihçileri ve araştırmacılar tarafından kategorilere ayrılarak da incelenmiştir. Örnek olarak bu konuda çok geniş araştırmalar yapmış olan Metin And oyunlardaki tiplemeleri 10 sınıfta incelemiştir:

Eksen Kişiler (Karagöz, Hacivat)

Kadınlar (Zenneler, Kanlı Nigar, Salkım İnci, Karagöz’ün karısı, Hacivat’ın Kızı vs.)
İstanbul Ağzıyla Konuşanlar (Çelebi, Tiryaki)
Anadolulular (Lâz, Bolulu, Kayserili, Kürt, Kastamonulu)
Anadolu Dışından Gelenler (Arnavut, Arap, Acem)
Müslüman Olmayanlar (Rum, Ermeni, Yahudi)
Kabadayılar ve Sarhoşlar (Matiz, Tuzsuz Deli Bekir, Sarhoş)
Eğlendirici Kişiler (Köçek, Çengi, Cambaz, Hokkabaz)
Olağanüstü Kişiler ve Yaratıklar (Cazular, Cinler, Canan)
Geçici, İkincil Kişiler ve Çocuklar (Çeyiz taşıyıcıları, Satıcılar vs.)

 

Kaynakça:

tr.wikipedia.org

www.karagoz.net

karagozmuzesi.bursa.bel.tr