1976 Rodos doğumlu yazar Hakan Günday, 2000 yılında ‘Kinyas ve Kayra’ romanı ile hayatımıza girmişti. Son olarak 2013 yılında yayınlanan ‘Daha’ adlı romanının beyaz perdeye uyarlanması ve filmin başarılarıyla ilgili hakkında birçok haber okuduğumuz yazar, halen Türkiye’de yeraltı edebiyatına önemli katkılarda bulunmaya devam ediyor.

Moderna Museet’te 28-29 Ekim’de gerçekleşecek Stockholm Literature 2017 dahilinde Stokholm’de bir söyleşi gerçekleştirecek yazar ilk romanı Kinyas ve Kayra’yla kısa sürede edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmiş ve kendi okur kitlesini yaratmıştı. Yeraltına eğilimli dili, insanı yorumlama biçimi ve kışkırtıcı cümleleri ile tanıdığımız yazar, ele aldığı dünyayı layıkıyla anlatmasıyla da takdir kazanmaya devam etmektedir. Yazar, yeraltı edebiyatı gibi sınıflandırmalara mesafeli yaklaşıyor olsa da, birçok okur ve eleştirmenlerce “Kaybedenlerin Romancısı” olarak tanımlanır ve yeraltı edebiyatı türünde romanlar yazdığı kabul edilir. Günday, ilk romanının hikayesini ve nasıl yazmaya karar verdiğini şu sözleriyle özetlemiştir: “23 yaşındaydım ve bir üniversiteden diğerine sürüklenmekle meşguldüm. O sıralar kayıtlı olduğum üniversitede, dördüncü yılımı geçiriyordum ama hala ikinci sınıftaydım. Yine bir sabah okulun bulunduğu caddenin ortasındaki refüjde duruyor ve etrafıma bakıyordum. Sağ kaldırımda üniversite, sol kaldırımda da sıra sıra dizilmiş kıraathaneler ve kırtasiyeler vardı. Ben o sabah sola saptım. Önce bir defterle kalem aldım. Sonra da o kıraathanelerden birine girdim ve yazmaya başladım. İki buçuk ay boyunca o kahveye gidip geldim ve sonunda Kinyas ve Kayra bitti.”

Günday, Istanbul Dot’da halen tiyatro oyun yazarı olarak görev yapmaktadır ve ilk oyunu olan Malafa, 2010 yılında 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında gösterime girmiştir.  Ahmet Hamdi Tanpınar, Céline, Elias Canetti, Herman Hesse, Harry Mulisch, Yahya Kemal Beyatlı ve Rıfat Ilgaz kitaplarıyla büyüyen yazar son olarak 2013 yılında Daha adlı romanını yayınlamıştır. Romanları sırasıyla şu şekildedir; Kinyas ve Kayra (2000), Zargana (2002), Piç (2003), Malafa (2005), Azil (2007), Ziyan (2009), Az (2011), Daha (2013). 26 Kasım 2014 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen törende 2014 yılı Türk-Fransız Edebiyat ödülünü almıştır.

Hakan Günday’dan bahsederken yeraltı edebiyat türünü biraz daha detaylı tanımlamak gerekiyor diye düşünüyoruz. Bu tür, dili zincirlerinden kurtarmak için 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başlarında oluşmaya başlayan özgün ve özgür bir edebiyat türüdür. Sert, aykırı, eleştirel, çoğunlukla gerçekle hayalin ince çizgisinde var olmaya çalışan yeraltı edebiyatı; alkolizmin, cinselliğin, sıra dışılığın bir dışa vurumu olarak da tanımlanır. Günümüzde edebiyatın beslendiği kaynaklardan birisidir yeraltı kültürü. Yeraltı etkilerinin 18. yüzyıldan itibaren gotik edebiyat ile edebiyat sahasına yansımaya başladığı görülmektedir. Gotik edebiyat, insanın en temel ve ilkel duygularından biri olan korkuya dayanmaktadır. Korku ve kötülük, yeraltı kültürünün vazgeçilmez iki öğesi konumundadır. Yeraltı edebiyatı anlayışında ise kötülük artık iyiliğin zıddı değildir, yeni bir yaşam biçimine dönüşmüştür.

Türk edebiyatında yeraltı edebiyatının izleri, 1980 sonrasında Türkiye’nin yaşadığı siyasal ve sosyal bunalım ortamında oluşmaya başlamış ve tür 1990’lı yıllarda artık belirgin bir akım olarak Türk edebiyatındaki yerini almıştır. Hakan Günday, günümüzde eleştirmenler tarafından bu türün Türkiye’deki önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yazar romanlarında kahramanlarını birer karakter özelliği olarak sunduğu yeraltı değerlerini ise şu alt başlıklar altında toplayabiliriz; yaşamla uzlaşamama, varlığını anlamlandıramama, ölümü idealize etme, tercih edilmiş yalnızlık, toplumsallaşamama ve kurumlara karşı çıkış, aidiyetsizlik hissi, ahlâk kurallarını yok sayma, şiddet eğilimi, bağımlılık ve medeniyet karşıtlığı.

Hakan Günday romanlarında, medenî dünyanın olumsuzlandığı görülür. Çünkü medeniyet, temelde para üzerine kurulmuştur ve adil değildir. Sömürü dönemlerinde olduğu gibi zenginler medeniyetin getirilerini kullanmakta, diğerleri ise modern köleler olarak onlara hizmet sunmaktadırlar. Kısacası medeniyet, sadece zenginlere vergi bir nimettir. Bu durum “Kinyas ve Kayra” romanında, Kayra tarafından şöyle anlatılır: “Uygur dünyadaysa para sadece lüksü getirir ki bunun göstergesi evin yanındaki tenis kortudur. Buradaki bir dolarla, İsveç’te harcayacağın bir doların satın alabilecekleri arasındaki fark çok büyüktür” (Kinyas ve Kayra, 420). Medeniyet, aynı zamanda duyarsızlaşmayı da beraberinde getirmiştir. İnsanlar birbirlerine karşı ilgilerini, merhamet duygularını kaybetmişler, medeniyetin talep ettiği modern ve akılcı bireyler hâline gelmişlerdir. Medenî dünyada duygulara yer yoktur, sadece çıkarları gözeten akıl vardır. Romanda Kinyas, İstanbul’da bir motor kazasına tanık olur ve hiç kimsenin yerde yatan yaralıyla ilgilenmediğini belirtir. Ona göre, “medenileşmenin bedeli yerde yatanlarla ilgilenmemeyi öğrenmektir” (Kinyas ve Kayra, 225). Ancak bu duyarsızlıktan daha kötü olanı, medeniyet konusunda arada kalmaktır. Medeniyet ve medeniyetsizlik arasındaki bu medenileşme amaçlı çırpınma hali, Kinyas tarafından “Medeniyetten daha kötü bir şey varsa, o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizlik”tir biçiminde yorumlanır (Kinyas ve Kayra, 217).

Sonuç olarak, 1976 doğumlu Hakan Günday’ın roman anlayışının yeraltı edebiyatından derin izler taşıdığı aşikardır. Modern dünyada kendilerini yalnız ve toplum kuralları içinde sıkışmış bulan Günday’ın kahramanları, dünyaya karşı hissettikleri aidiyetsizlik ve nedensizlik duyguları nedeniyle, muhaliftirler. Dünyaya “tutunma” konusunda isteksiz olan kahramanlarının yaşamaktan da vazgeçemedikleri ve bu çelişki nedeniyle huzursuz oldukları görülür. Tüm bu nedenlerden dolayı Hakan Günday’ın roman kahramanları, taşıdıkları yeraltı özellikleriyle Zebercet gibi, C. gibi, Turgut Özben gibi, Selim Işık gibi Türk edebiyatının unutulmazları arasına girmeye ve Türk edebiyatının anti kahraman geleneğine de katkı sağlamaya adaydırlar. Eğer kitaplarınızı altını çizerek okuyorsanız Hakan Günday kitaplarında her sayfada muhtemelen altını çizecek bir aforizma bulacaksınız. Ve eğer yeraltı edebiyatına önyargılı iseniz ve hala Hakan Günday’la tanışmamış iseniz; bu yazara kesinlikle bir şans vermelisiniz.

 

Hakan Günday’ı daha yakından tanımak için, kendisiyle Münir Üstün’ün yaptığı söyleşiyi izleyebilirsiniz..

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/ - Karataş, Evren (2010) "Türkiye’de Yeraltı Edebiyatı ve Hakan Günday’ın Romanlarında Yeraltı Edebiyatının İzleri"