Halil Cibran’ın, “Ermiş” adlı kitabı, içinde kocaman bir dünyası olan bir kitap. Doğu’nun Nietzsche’si olarak adlandırılan Cibran’ın en ünlü eseri olan bu kitap, El Mustafa adındaki bir kâhinin on iki sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken, Orphalese halkı tarafından durdurulması üzerine halk ile arasında geçen; aşka, evliliğe, çocuklara, yemeye ve içmeye, çalışmaya, sevinç ve kedere, suç ve cezaya, yasalara, özgürlüğe, acıya, vs. dair yirmi altı adet konuşmadan oluşuyor.

On iki senelik bu kalışın ardından hasat ayı Eylül’ün yedinci gününde gemisini beklerken başlar eser ve bu bölümde Ermiş’in içsel yürüyüşü de başlar: Şehirden ayrılacak olmasının hüznü, kalmanın donukluğu, esiri yalnız aramanın mecburiyeti… Ruhu, çevresine toplanan insanlarla konuşmaya başlar ve buradaki tespit çok önemlidir ve eseri maddi düzlemden manevi düzleme taşır. Çünkü Ermiş, “Ne kadar sık yelken açtınız rüyalarımda. Ve şimdi uyanıklığımda geldiniz, daha derin rüyamda” diyerek hakikate açılmış ruhuna mekan olarak rüyayı seçmiş (Ölüme dair adlı bölümde de düşleri ebediyetin kapısı olarak nitelemektedir), dünyayı uyanılması gereken bir rüya olarak düşünerek hakiki mekanı başka bir düzleme taşımıştır. Ayrılığın/vedanın, toplanma günü olduğu bu an, sanki Ermiş’in dünyadan ayrılışının/kendi hasat gününün simgesidir. İnsanlara verebileceği her şey, metaforik anlamda kendisinin de “Fenerimi kaldırışımda gerçekten bir onur varsa onun içinde yanan benim alevim değil. Yukarı kaldıracağım fenerimi, bomboş ve karanlık. Ve gecenin bekçisi yağla dolduracak ve hem de yakacak onu” dediği gibi, kendisinden değildir. O bir fenerdir ama ışığı başka bir yerden gelmektedir. Şehirdeki insanlar ayrılmasını istememektedirler, onlara cevabı şudur: “Ve hep olmuştur, sevgi ayrılık anına kadar kendi derinliğini bilmez.” Üzülse de gidecektir..

Yanına ilk Mitra gelir, ona iman eden ilk insan, bir kâhine ve ondan kendilerine, hakikatten, doğum ile ölüm arasındaki Ermiş’e gösterilen her şeyden bahsetmesini ister. Bu şekilde soru ve cevaplar başlar ve kavramlar tek tek yeni anlamlar kazanır, eser sona değin soru-cevap yöntemi ile ilerler.

Kitapta çocuklara dair soru cevapların yer aldığı bölüm ise gerçekten çok etkileyicidir. Bu bölümden bir alıntı ise şöyledir;

Bir kadın, kucağında bebeği olan

“Bize çocuklardan söz et!” dedi..

Bunun üzerine, şunları söyledi

Ermiş:

“Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değil,

gerçekte.

Hayat’ın kendine karşı duyduğu özlemin

oğulları, kızları onlar.

Sizden geçerek geliyorlar dünyaya,

evet,

ama siz değilsiniz yola çıktıkları kapı.

Ve sizinle beraber olsalar da,

size ait değiller onlar.

Sevginizi verebilirsiniz onlara,

ama düşüncelerinizi değil.

Kendi düşünceleri var çünkü onların.

Onların bedenlerinde barınabilirsiniz,

ama ruhlarında değil.

Çünkü geleceğin evine yerleşir ruhları,

onların.

Geleceğin evini de ziyaret edemezsiniz,

rüyalarınızda bile.

Onlara benzemeye çalışabilirsiniz,

ama sakın benzetmenin yollarını

aramayın onları kendinize.

Çünkü hayat ne geri geri yürür,

ne de oyalanır dünle, bugünle.

Çocuklarınız canlı oklar olarak atıldığı

yaylarsınız siz.

Okçu ebediyetin yolu üzerindeki

nişan tahtasına gözünü diker

ve bütün gücüyle gerer ki sizi,

attığı ok hem hızlı gitsin, hem de

hedef ne kadar uzak olursa olsun,

bulsun hedefi.

Öyleyse, Okçunun elinde, O’nun

istediği kadar

gerilmeye esnemeye bırakın kendinizi.

Çünkü bakın, O, iyi uçan okları sevdiği kadar,

iyi gerilmesini bilen yayı da sever.”

 

Diğer bölümlerden bazı alıntılar;

“Bilgeler size bilgeliklerinden vermeye geldiler. Ben sizin bilgeliğinizden almaya geldim: Bakın bilgelikten de büyük olanı buldum.”

“Size sözcüklerle dua etmeyi öğretemem. Tanrı sözcüklerinizi dinlemez, O bu sözleri sizin dudaklarınızdan kendisi söylemiyorsa.

Size denizlerin, ormanların ve dağların duasını öğretmem. Ama siz, dağlardan, ormanlardan ve denizlerden doğmuş olanlar, onların duasını yüreğinizde bulabilirsiniz.”

“Günleriniz dertsiz, geceleriniz eksiksiz ve hüzünsüz olduğu zaman değil. Tam tersine, bütün bunlar yaşamınızı kuşatmışken, çıplak ve tüm bağlardan kurtulmuş olarak hepsinin üzerine yükseldiğiniz zaman özgürsünüz gerçekten.”

Kitap adı: Ermiş

Yazar: Halil Cibran

Çeviri: Ayşe Berktay

Yayınevi: İş Bankası Yayınları / Modern Klasikler Dizisi

Sayfa: 56

Baskı: 2015

Tür: Felsefe

Arka kapak;

“İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda…” Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş’ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu…

 

Halil Cibran Kimdir?

Halil Cibran(1883-1931), Lübnanlı felsefe yazarı, romancı, şair, ressam, hakikat arayışındaki bir bilgedir. Asi Ruhlar (Spirits Rebellious ,1908), Kırık Kanatlar  (Broken Wings, 1912), Deli  (The Madman, 1918), Haberci  (Forerunner,1920), Ermiş (The Prophet,1923), Kum ve Köpük  (Sand and Foam, 1926), İnsanoğlu İsa ( Jesus, the son of man, 1928), Dünya Tanrıları  (The Earth Gods, 1931), Avare  (The wanderer, 1932), Ermişin Bahçesi  ( The Garden of the Prophet, 1933) “sekizi İngilizce, sekizi de Arapça yazılmış olmak üzere tam 16 eser”inden bazıları.

Bu eserlerden Ermiş’in özelliği onun tüm eserlerinin özünü taşıyor olmasıdır. Ermiş, yazarın İngilizce yazdığı eserlerinden biridir Türkiye’de Ermiş adıyla yayımlanan The Prophet’in tam karşılığı ‘nebi’ anlamına gelmektedir. Eserde üç kahraman vardır: Ermiş, Mustafa; Orfales ve Mitra.

Orfales isminin seçilmiş olması, “tarihte mekansız ama ruhuyla ve insanlarıyla her coğrafya ve iklimde mevcut bir şehir olması” veya Yunanistan’a Trakya’dan gelen, Antik Yunanlı ezoterizmi savunan bilge “Orfe”nin kastedilmiş olmasıdır yani Batı’ya Doğu’nun bilgeliğini öğreten bir bilge.

 

Kaynak: https://tr.wikipedia.org- www.derindusunce.org